Havza Haber Ajansı’nın haberine göre İmam Humeynî (r.a.) Medresesi Müdürü Hüccetü’l-İslam Habib Mukaddem, Şehit İmam Hamaney’in naaşının uğurlanmasına ilişkin kaleme aldığı yazıda şu ifadeleri dile getirdi:
Mazlumiyetten İzzete Uzanan Bir Hikâye: Şiî Cenaze Merasimlerinin Tarihî Yalnızlığı
Şiîliğin inişli çıkışlı tarihi boyunca mezhebin önde gelen şahsiyetlerinin cenaze merasimleri, en önemli, kalıcı ve yön verici olaylardan biri olmuş; Şiî düşüncesinin siyasi ve toplumsal hareketleri üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Bu nedenle müstekbirler, dönemin tağutları ve hak mektebi ile Muhammedî İslam’ın düşmanları, bu merasimlerin etkisini azaltmak ve görünürlüğünü ortadan kaldırmak için her zaman bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. Toplumdaki baskı ve istibdat ortamı, Şiîlerin büyük şahsiyetleri için görkemli cenaze törenleri düzenlemelerine fırsat vermemiştir. Bu tarihî yalnızlık, Şiîlerin kalplerinde derin bir hüzne; şiirlerinde, nesirlerinde ve matem meclislerinde ise yürek yakan mersiyelere ve içine atılmış acılara dönüşmüştür.
Hz. Peygamber’in (s.a.a.) mübarek naaşı Medine’de mazlumca defnedildi ve Sakîfe zihniyeti tarafından gölgede bırakıldı. Hz. Fâtıma’nın (s.a.) naaşı gecenin karanlığında garip bir şekilde toprağa verildi. İmam Hasan Müçtebâ’nın (a.s.) mübarek naaşı düşmanların ok yağmuruna tutuldu. İmam Hüseyin’in (a.s.) naaşı ise üç gün boyunca Kerbelâ’nın kavurucu kumları üzerinde kaldı; ardından eski bir hasıra sarılı, yıkanmadan ve kefenlenmeden defnedildi. İmam Musa b. Cafer’in (a.s.) mübarek naaşı Bağdat Köprüsü üzerinde halkın seyretmesi için bırakıldı. İmam Cevad’ın (a.s.) naaşı ise üç gün boyunca bir evin damında kaldı; gölgesi yalnızca kuşların kanatları oldu. Bunların yanı sıra Şiî âlimleri, fakihleri, düşünürleri ve şehit şahsiyetlerinin daha onlarca cenaze merasimi de Şiî toplumunun hafızasında kapanmayan bir yara olarak yer edinmiştir. Bu tarihî yalnızlık, Şiîlerin yüreklerinde bastırılmış bir hüzün ve derin bir hasrete dönüşmüştür.
İslam İnkılabı: Hüzün Çağından İzzet ve Kudret Dönemine Geçiş
Ancak bugün İslam İnkılabı’nın bereketi sayesinde Şiî mektebi tarihinin en izzetli dönemini yaşamaktadır. İlahi velilerin soyundan gelen bir imam, bağımsızlık, ilerleme ve direniş cephesinin yücelmesi uğrunda verdiği onurlu mücadele sırasında tarihin en kirli terör devleti olan suçlu Amerika ve Siyonist rejim tarafından şehit edilmiştir. Şimdi ise İslam ümmetinin, on dört asır boyunca yüreğinde biriktirdiği acıyı; destansı, sevgi dolu ve medeniyet inşa eden görkemli bir cenaze merasimiyle ortaya koyma zamanıdır.
Yeni İslam Medeniyetinin İnşasına Giden Son Adım: Şehit Rehberin Cenazesi
Bu cenaze merasimi yalnızca bir veda değildir. Aksine dünya ve İslam tarihi boyunca gerçekleştirilecek en büyük, en siyasi, en duygusal ve en etkili matem töreni olacaktır. Şiîler, tarihî katılımlarıyla aynı anda Resûlullah’ın (s.a.a.) cenazesini, Hz. Fâtıma’nın (s.a.) gece vakti yapılan defin merasimini, Müminlerin Emîri Hz. Ali’nin (a.s.) yalnızlığını, İmam Hasan’ın (a.s.) kimsesizliğini ve Seyyidü’ş-Şühedâ İmam Hüseyin’in (a.s.) mazlumiyetini hatırlatacak; bununla birlikte “Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın” (Sebe suresi, 34/46) ayetinden ilham alarak kalıcı bir kıyam gerçekleştirecektir.
Bu görkemli uğurlama, şehit rehberin yeni İslam medeniyetinin inşası yolundaki son adımı olarak İslam ümmetine dinamizm ve hareket kazandıracak; tarihin en büyük, en etkili ve en kalıcı cenaze merasimlerinden biri olarak tarihe geçecektir.
yorumunuz